2017 Türk Dili Yılı ilan edildi.

  •  

    Binlerce yıllık geçmişe sahip olan dilimize yeterince sahip çıkabiliyor muyuz? Yabancı kelimelerin kullanımı bu denli artmışken, onun önemini ve değerini vurgulamak için 2017, ‘Türk Dili Yılı’ olarak ilan edildi. Bu amaçla Cumhurbaşkanlığı himayesinde; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu tarafından, ‘2017 Türk Dili Yılı - Dilimiz Kimliğimizdir’ konulu tanıtma toplantısı düzenlendi.

    Türkçeye değer ve önem veren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yüksek himayelerine aldıkları bir kampanya ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun öncülüğünde 2017 yılının “Türk Dili Yılı” olarak ilan edildi. Bu ilanın tanıtımı amacıyla düzenlenen toplantıya, başta Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş olmak üzere, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca olmak üzere üniversite rektörleri, kamu kurumu yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının başkanları, öğretim üyeleri, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.

    Toplantı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Sonrasında sırasıyla Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mustafa S. Kaçalin, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs ve Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş birer konuşma yaptılar.

    Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş, konuşmasına, “Dünyada konuşulmakta olan binlerce dilin var olmakla birlikte bunlardan sadece bir kaçının kültür ve medeniyet dili olarak başka diller ve kültürler üzerinde etki bıraktığını ve geleceğe yön verdiğini” belirterek başladı. “Türk dili, tarihi süreçte pek çok köklü değişimlere uğramış olmakla birlikte, Orhun Abideleri ile başlayan kesintisiz yolculuğunu, 21. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ulaştırmayı başarmış büyük bir kültür ve medeniyet dilidir.” diyerek konuşmasına devam etti.  Türkeş, “Osmanlı Türkçesinin yüzyıllar boyu birlikte yoğrulduğu ve yüklediği yeni anlamlarla Türkçeleştirdiği çok sayıda Arapça ve Farsça kelimenin zamanla kullanımdan düşmesi ve bunların yerlerine Türkçe karşılıklarının süratle konulamaması sonucunda oluşan boşluk, Türkçenin Batı dilleri tarafından hızla istila edilmesine yol açmıştır.” dedi. Ayrıca, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” ifadesine yer vererek, Atatürk’ün ölümünden sonra kantarın topuzunun kaçtığını ve sadece Arapça-Farsça kelimelerin dilden sürgün edildiğini, ancak Batı kökenli kelimelerin Türkçeye girişi sırasında işin ağırdan alındığına dikkat çekti.

    Konuşmasında ayrıca dilimize giren yabancı kelimelere ilişkin durumu değerlendiren Başbakan Yardımcısı Türkeş, bugün gelinen noktada, Türk dilinin her zamankinden daha çok saldırı altında olduğuna dikkat çekti. Türkçenin herhangi bir yabancı dilde bulunan herhangi bir kelimeye karşılık bulmaktan aciz olmadığını, tam aksine dünyanın pek çok büyük dilinin sahip olmadığı, kelime üretme ve türetme yollarına sahip olduğunu belirtti ve şöyle devam etti: “Anlaşılır ve kurallı Türkçe karşılıkları olduğu hâlde, hemen her gün özellikle basın yayın kuruluşları tarafından dilimizin içine sokuşturulan Batı kökenli kelimeler, Türkçeye karşı özensiz, duyarsız ve bilinçsiz davranan bazı kişiler ve kurumlar tarafından çabucak benimsenmekte ve yaygınlık kazanmaktadır. Selfie, lansman, leasing, catering, factoring, timing, inovasyon, inovatif, aktivite, brunch, center, tower, palace, konsensüs, koordinasyon, online, materyal, regülasyon ve benzeri yüzlerce, binlerce kelime, Türkçe karşılıkları bulunduğu hâlde, sadece özentiyle ve dikkatsizlikle açıklanamayacak bilinçsiz bir tutumla ne yazık ki dilimizi kirletmekte ve bozmaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi, aynı kelimelerin, aktive etmek, minimize etmek, konsensüs sağlamak, online olmak, selfie çekmek, lansman yapmak örneklerinde olduğu gibi bir de Türkçe fiillerle birlikte kullanılması işi büsbütün içinden çıkılmaz bir hâle sokmaktadır. Dünyanın en zengin, işlek ve kıvrak dillerinden birisi olan Türkçe, herhangi bir yabancı dilde bulunan herhangi bir kelimeye karşılık bulmaktan aciz olmadığı gibi, tam aksine dünyanın pek çok büyük dilinin sahip olmadığı, kelime üretme ve türetme yollarına sahiptir. Nitekim, Türk Dil Kurumu’nun çeşitli bilim dallarına özgü olarak hazırladığı onlarca terim sözlüğü, Türkçenin bu konudaki yeterliliğinin ve gücünün en açık kanıtıdır. Asıl sorun, Türkçenin kurallarına göre türetilen bu terimlerin ve kavramların ilgili meslek topluluklarınca kullanılmaması, hatta çok zaman dikkate bile alınmamasıdır.” dedi.

    Başbakan Yardımcısı Türkeş aynı hususa ilişkin günümüzde başta kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere, basın yayın kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, çeşitli meslek topluluklarının, Türk aydınlarının, Türkçe konusunda yeterli duyarlılığa, özene ve bilince sahip olması gerektiğini dile getirdi.  “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin de yüksek himayelerini almak suretiyle 2017 yılını ‘Dilimiz Kimliğimizdir’ alt başlığıyla ‘Türk Dili Yılı’ olarak ilan ediyor, bir yandan Türkçenin içinde bulunduğu sıkıntılı duruma dikkatlerinizi çekmek isterken bir yandan da Türkçenin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi yolunda sizlerin desteğini almayı amaçlıyoruz. Şunu çok iyi bilmeli, anlamalı ve idrak etmeliyiz ki Türkçe, 2023, 2050 ve 2071 hedeflerimizde, bizi maksadımıza ulaştıracak olan çok sayıda araç arasında her zaman en ön sırada olacaktır, olmalıdır. Kültürde, sanatta, bilimde, eğitimde gerçekleştirilmesi ön görülen her türlü atılım, her şeyden önce zengin, kullanışlı, anlaşılır ve temiz bir Türkçe sayesinde olacaktır. Türkçenin kendine özgü doğal dokusu bu hızla bozulmaya devam ederse, kökleri her geçen gün sarsılan ve can damarları kuruyan bir Türkçe ile küresel boyutta bir kültür ve medeniyet inşa etme iddiamızın ayakları yere basmayacak ve havada kalacaktır. Bugün resmen ilan etmiş olduğumuz 2017 Türk Dili Yılı’nın ülkemize her alanda iyilikler ve güzellikler getirmesini diliyorum. Sadece Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nun naçizane çabalarıyla yürütülemeyecek büyüklükte olan bu güzel ve anlamlı etkinliğe, kamu kurum ve kuruluşlarımız başta olmak üzere, bütün basın yayın kuruluşlarımızı, sivil toplum örgütlerini, eli kalem tutan şair, yazar ve düşünürlerimizi, öğretmenlerimizi ve kültür insanlarını katkı ve destek vermeye davet ediyorum.”, dedi. Bu sözleriyle etkinlik yılının önemine dikkat çekti Türkeş, her kurumun ve her kesimin bu konuda çaba göstermesini istedi.

    Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in konuşmalarının görüntüleri

    Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş'in konuşma metni

    AYK Başkanı Prof. Dr. Derya ÖRS ise konuşmasına dilin; sosyal, canlı ve değişken bir olgu olarak her zaman tartışmaların odağında bulunduğunu ve bu konuda tarih boyunca çok farklı görüşlerin ortaya konulduğunu belirterek başladı. Yabancı dillerden Türkçeye giren kelimelere değinen ve kamu kurum ve kuruluşlarının bu konudaki sorumluluğuna vurgu yapan Örs, konuşmasında şunları söyledi:

    “Ülkemizde dil bilincinin arttırılması konusundaki yüksek ülkümüze ulaşabilmemiz için, paradan ve maddi imkânlardan çok manevi desteklere, olumlu ve yapıcı yaklaşımlara, duyarlı ve özenli eşgüdümlere, ortak anlayışlara ve emek yoğun çalışmalara ihtiyacımız var. Dilimizin, yabancı dillerin etkisinden korunması bağlamında böylesi sıkı ve etkili bir işbirliğine gitmeden veya ortak ve kararlı bir tutum sergilemeden başarıya ulaşmamız mümkün değildir. Türk Dil Kurumu’nun yasal mevzuatı gereğince sorun olarak gördüğü çeşitli durumlarda, o konunun ilgililerine sadece tavsiyede bulunmaktan öte bir yaptırım gücü bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz gelimi, şehirlerimizin her geçen gün yabancı yer ve mekân adlarıyla biraz daha kirlenen ve tanınmaz hâle gelen çehresini değiştirmek, bu kötü gidişe dur demek, iş yerlerine ve mekânlara ruhsat veren belediyelerimizin yetkisi ve sorumluluğundadır.”

    Pek çok kelime, kavram ve terimin açık ve anlaşılır Türkçesi karşılığı varken, yabancı karşılıklarını tercih etmemek, kullanmamak tamamen kamu kurumlarımızın bu konudaki dikkatine, özenine ve duyarlılığına bağlıdır.

    Dilimizi işgal etmeye devam eden yabancı kelimelere örnek vererek konuşmasına devam eden AYK Başkanı Örs; “Tanıtım yerine ‘lansman’ yapmanın, ‘inovasyonu’ yenileşmeye tercih etmenin, bir toplantıyı yöneten kişiye ‘moderatör’ unvanı vermenin, kiralamayı ‘leasinge’ çevirmenin, tarhana çorbası getiren yemek şirketlerine geytirink göytürünk demenin, her yüksek binayı ve alışveriş merkezini ‘tower, center, plaza’ adlandırmanın, sakinlerinin kahir ekseriyetini iki kuşak önce köyden şehre göçmüş Anadolu insanlarının oluşturduğu toplu konutlara ‘falanca life, falanca world’ gibi isimler koymanın, bilmem ne ‘hospitallerin’ başını alıp gittiği bir ortamda Türk kültüründen, Türk dilinden, Türk âdet ve geleneklerinden söz etmek, bunları hiçbir şey olmamış gibi kabullenmek herhâlde mümkün olmasa gerek. Bütün olup bitenleri basit bir özentiye veya ticari kaygılarla açıklamanın yeterli olmadığını, sadece Türkçeyi değil, Türk kültürünü de derinden yaralayan bu kirliliğe izin vermeme sorumluluk ve yetkisine sahip olan kamu kurumlarının bu konuda daha duyarlı, özenli olması gerektiğini kendilerine hatırlatmayı naçizane bir görev kabul ediyoruz.” diyerek toplumda dil bilincinin oluşturulmasını teşvik etti.

    AYK Başkanı Prof. Dr. Derya ÖRS’ün konuşmasının görüntüleri

    AYK Başkanı Prof. Dr. Derya ÖRS'ün konuşma metni

    TDK Başkanı Prof. Dr. Mustafa S. KAÇALİN ise konuşmasında 15 Temmuz’da yaşanan hain darbe girişimine atıfta bulundu. “Din yoluyla dile giren kelimelere dokunursanız Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalayan pilotlar yetiştirirsiniz.”, diyerek başladığı konuşmasında dilin kaybedilmesi durumunda vatan topraklarının da kaybedileceğine dikkat çekti. Konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Dilimizi yabancı boyunduruğundan kurtarıyorum derken; Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül’ün kılına dokunulmaması manidar değil mi? Bütün kelimesi Türkçeyken, hassaten tedavülden düşürülüp ‘tüm’de ısrar edilmesi, size bir şey anlatmıyor mu? Bir zamanlar 3 kıtada hükmü yürüyenler, 3 dilde şiir söyleyenler vardı. Şimdi 3 tarafı denizle kuşatılmış bir yarımadada kendi dilinde kendisini ifade edemeyen gençlerimiz var. Hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Atamızla aramızı açmaya, anamızla bağımızı koparmaya kimse kendisini hak sahibi görmesin. Atamız bizim atamız, türkümüz bizim türkümüzdür. Atamızı anlamak ve türkümüzü çığırmak, Atatürk’ümüzü haykırmak bizim en tabi ülkümüzdür.”

    Ayrıca dil ve vatan kavramları arasındaki ilişkiye dikkat çeken TDK Başkanı Kaçalin, “Bu coğrafyada kazandığınız dil ağzınızdan giderse, bu coğrafyadan kazandığınız toprak da altınızdan kayar. Adlandırmalarınızı siz yapamaz olursunuz. Avrupa liselerinde, Grekçe ve Latince okutulması Roma’yı diriltme hayallerine kaynaklık etmediği gibi, Türkiye liselerinde Arapça ve Osmanlıca okutulması da Kızıl Elma emellerini beslemeyecektir. Turan ise hayalde kalmış bir mekandır. Yeni giren kelimelere karşılıklar aranması gerekirken ve bu gereklilik uzaktan seyredilirken, eskiden beri kullandığımız ve sadece tapu kayıtlarında kalmış dilimize giren kelimelerle yazmamak, Türk dilini kökten kazıma projesidir. Hayat ve ömür yerine ‘yaşam’, zaruri ve mecburi yerine ‘zorunlu’, tabiat yerine ‘doğa’, şart yerine ‘koşul’ bu problemin ürünüdür.” dedi.

    TDK Başkanı Prof. Dr. Mustafa S. KAÇALİN’in konuşmasının görüntüleri